Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ne Olacak Bu Çiftçinin Hali?

ESRA ÖZDEMİR ( ÖZEL HABER ) Türkiye’nin örtü altı üretiminde önemli bir yere sahip olan Gazipaşa’da çiftçi, artan girdi maliyetleri altında can çekişiyor. Mazot, gübre ve fideye kadar her kaleme gelen zamlar üreticinin belini bükerken; tarlada düşük, rafta yüksek kalan fiyatlar “Bu çark nasıl dönecek?” sorusunu akıllara getiriyor.

ESRA ÖZDEMİR ( ÖZEL HABER ) Türkiye’nin örtü altı üretiminde

Girdi Maliyetleri Katlanıyor, Çiftçi Sezona “Ekside” Başlıyor
TÜİK verilerine göre Tarım-GFE (Tarım İşletmelerinde Kullanılan Mal ve Hizmet Endeksi) yıllık bazda rekor seviyelerde seyrederken, Gazipaşalı üretici bu rakamları bizzat cebinde hissediyor. Gübre ve ilaç fiyatları, döviz kurundaki hareketlilikle birlikte her hafta güncellenirken; çiftçi ürününü satarken aynı hızı göremiyor.
Gazipaşa tarımının can damarı olan domates ve salatalık üretiminde, çiftçi için çile daha tohum aşamasında başlıyor. Kendi fidesini üretemeyen ve bu alanda tamamen dışa bağımlı hale gelen üretici, henüz mahsulü toprakla buluşturmadan ağır bir borç yükünün altına giriyor. Döviz endeksli fide fiyatları, çiftçiyi daha sezonun başında “borçla siftah” yapmak zorunda bırakıyor.

“Hasat Parası Doğrudan İlaç ve Gübre Bayiye Gidiyor”
Çiftçinin dertleri sadece fide maliyetiyle de bitmiyor; asıl büyük savaş toprakla değil, yükselen girdi maliyetleriyle veriliyor. Verimli topraklarında yüksek verim almak ve mahsulü zararlı böcekler ile hastalıklardan korumak isteyen üretici, adeta bir “ilaç ve gübre kıskacına” hapsolmuş durumda.
Üretim sürecinin olmazsa olmazı olan kimyevi gübreler ve zirai ilaçlar, çiftçinin belini büken en büyük kalem haline geldi. Sezon başında yüksek verim umuduyla bu girdileri borçla veya krediyle temin eden çiftçi, sezon sonunda acı bir tabloyla karşılaşıyor. Birçok üretici, aylar süren emeğinin karşılığında eline geçen parayla ya sadece gübre borcunu kapatabiliyor ya da kazancının neredeyse tamamını ilaç ve gübre bayilerine teslim etmek zorunda kalıyor.

“Bir Gecede Yüzde 300 Zam”
Ancak çiftçinin tek sorunu maliyetler değil; Geçtiğimiz aylarda bölgeyi vuran doğa felaketlerinin ardından ortaya çıkan “fırsatçılık” ekonomisi üreticinin belini iyice büküyor. Geçtiğimiz aylarda yaşanan dolu felaketi, bu acı gerçeği bir kez daha kanıtladı. Seralardaki hasarı onarmaya çalışan çiftçi, malzeme fiyatlarındaki vicdansız artışla karşı karşıya kaldı.
Bölgenin deneyimli sera yapım ustalarından Oktay Özdemir, yaşanan bu durumu şu çarpıcı sözlerle ifade ediyor:
“Felaket öncesinde 5-10 TL bandında seyreden bir tabak sera camının fiyatı, dolu felaketinin hemen ardından -adeta bir gecede- 30-40 TL seviyelerine fırlatıldı. Çiftçi zaten mahsulünü kaybetmiş, can havliyle yaralarını sarmaya çalışırken; bir de bu piyasa fırsatçılığı yüzünden sezona devasa bir eksiyle, ağır bir borçla başlamak zorunda bırakıldı.”

 

“Üreten Kazanamıyor, Tüketen Alamıyor”
Gazipaşa tarımındaki asıl büyük çelişki ise tarladan sofraya uzanan o meşakkatli yolda yaşanıyor. Üreticinin binbir emekle yetiştirdiği ürünler, toptancı halinde adeta yok fiyatına alıcı bulurken, vatandaşın pazar filesine ateş pahasına giriyor.
Güncel piyasa verileri bu adaletsizliği gözler önüne seriyor: Gazipaşa Toptancı Hali’nde 35-50 TL bandında işlem gören salatalık, şehir merkezlerindeki pazar tezgahlarına ulaştığında 100-150 TL seviyelerine fırlıyor. Aradaki bu 3 katlık devasa uçurum, hem alın teri döken çiftçiyi hem de evine sebze götürmeye çalışan tüketiciyi kara kara düşündürüyor.

“Yeşil Altın” Muzun Düşüşü
Bölgenin önemli ürünlerinden muz, son yılların en zorlu döneminden geçiyor. Bir zamanlar yüksek getirisi nedeniyle “Yeşil Altın” olarak nitelendirilen muz, şimdilerde halde 38-42 TL bandına kadar gerileyerek üreticisini hayal kırıklığına uğratıyor. Bu ani değer kaybının altında birbirini tetikleyen üç temel sebep yatıyor:
Domates, salatalık ve fasulye gibi her gün bakım ve yoğun işçilik isteyen ürünlerle baş edemeyen üreticiler, nispeten daha az zahmetli olan muz üretimine yöneldi. Bu kontrolsüz yönelim, piyasada arz fazlası yarattı. “Çok kazandırıyor” mantığıyla plansızca artırılan üretim alanları, tüketim hızını geride bıraktı. Çiftçi, kendi eliyle yarattığı bu bolluğun içinde maalesef fiyat istikrarını kaybetti. Yerli üreticinin en büyük yarası ise ithal muz oldu. Yurt dışından getirilen muzların zincir marketler tarafından daha uygun koşullarla tedarik edilmesi pazar payını daralttı. Komisyoncular, yerli mahsulü elden çıkarabilmek için fiyatları maliyet sınırına çekmek zorunda kaldı.

KİM BU ARACILAR?
Pazarda etiketi gören tüketici isyan ediyor, tarlada ürünü para etmeyen çiftçi kara kara düşünüyor. Her iki tarafa da “Sorumlu kim?” diye sorulduğunda ise tek bir adres gösteriliyor: Aracılar! Peki, tarladaki 35 TL’lik salatalığı pazar tezgahında 150 TL’ye çıkaran bu “aracılar” aslında kim?
Üreticinin alın teri dökerek yetiştirdiği mahsul; komisyoncular, tüccarlar, nakliyeciler ve son durak olan zincir marketler gibi birçok elden geçiyor. Her bir halka kendi kâr marjını ve artan maliyetlerini ekledikçe, ürünün fiyatı katlanarak büyüyor. Ancak bu sistemde asıl risk alan Gazipaşalı çiftçi olurken; asıl parayı, ürüne elini bile sürmeden sadece “kağıt üzerinde” transfer yapanların kazandığı bir tablo ortaya çıkıyor.
Üretenin kazanamadığı, tüketenin ise yanına yaklaşamadığı bu piyasa düzeninde; “aracı” adı altındaki bu kontrolsüz mekanizmanın denetlenmesi ve şeffaflaşması, artık Gazipaşa çiftçisi için bir lütuf değil, hayatta kalma meselesi haline gelmiş durumda.